Dün aksam galasına gittiğim küçük kıyamet filmini bir film olarak çokta beğendiğimi söyleyemiyorum. Başka amaçlara hizmet etmesi vs filmi izlenir yapabilir ama bence adına sinema keyfi diyebileceğimiz hadiseyi salondan çıktığımda kesinlikle hissetmedim. Bir film yapımcısının bence ilk hedefi yaptığı işe kenetlenmesi ve konsantre olmasıdır. Birşey üretirken yan işlevlerde eklemeye çalışmak ana hedeften sapmalara sebep olur. Küçük Kıyamet filmi de bu tuzağa düşüyor. Yönetmenlerin korku, fantazi filmi sevdaları deprem teması içinde eriyor.
Senaryo anlamında filme yaklaştığımızda ise iki ayrı filmi acemice birleştirme çabasını farkediyoruz. Keza depreme kadar olan bölüm birinci film deprem sonrası, ikinci film dersek ikinci filmden tekrar birinci filme geçişimiz son derece zorlama oluyor.
Biraz daha ayrıntılara inelim; Film başlangıçtaki yemek sahnesi ve aile buluşması sahnelerinde son derece bilgi verme kaygısı taşıyan diyaloglarla dolu. Filmin başında istanbul'daki evdeki duvar saati, fethiye'deki duvar saatiyle aynı bu da ikinci filmin twistine dair ipuçlarını bize vermeye başlıyor.
İyi yönlerini atlamamak lazım ses dizaynını beğendim, müzikler zaten çok başarılı olması garanti. Oyunculuklar özellikle bekçi Ali karakteri ve anne başak köklükaya harika. Renkler pek güzel değil özellikle contrastta tutarlılık yok. Bazı planlar yanlış pozlanmış ve sonrada yüklenilerek açılmış gibi.
Thursday, December 21, 2006
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment